ANNE OLMAK
Bir kadının ellerine bakarak anlayabilirsiniz bir evin tarihini. O eller ki küçücük yaşta babasız kalmış evlatları hayatta tutmak için başkasının evinde temizliğe gitmiştir; o eller ki geceleri göz nuru döküp örgü örmüş, ilmek ilmek bir geleceği dokumuştur. Boğazından tek bir lokma geçmez evlatları olmadan. Kendi yemez yedirir, kendi giymez giydirir; azı çoğaltır, yokluğu var eder. Çünkü analık, kendini teğet geçip evladına siper olmaktır. Peki sonra ne mi olur? O yoklukla, binbir güçlükle büyütülen, okutulup bir mevki sahibi yapılan evlatlar bir gün kendilerini “bir şey” sanmaya başlarlar. İşte vefasızlığın en ağır tokatı tam da o an iner ananın yüzüne. Annesinin helal kazancıyla, kısıtlı imkânlarla önlerine koyduğu her şeyi küçümsemeye başlarlar önce. Üstten bakan gözlerle süzüşler, sanki o imkânlar gökten zembille inmiş gibi rahatça harcamalar başlar. Siz evde helal lokmanızı yerken onları düşünürsünüz; onlarsa şık restoranlarda, ışıltılı masalarda gezerken akıllarına bi...