ANNE OLMAK

 

Bir kadının ellerine bakarak anlayabilirsiniz bir evin tarihini. O eller ki küçücük yaşta babasız kalmış evlatları hayatta tutmak için başkasının evinde temizliğe gitmiştir; o eller ki geceleri göz nuru döküp örgü örmüş, ilmek ilmek bir geleceği dokumuştur. Boğazından tek bir lokma geçmez evlatları olmadan. Kendi yemez yedirir, kendi giymez giydirir; azı çoğaltır, yokluğu var eder. Çünkü analık, kendini teğet geçip evladına siper olmaktır.

​Peki sonra ne mi olur?

​O yoklukla, binbir güçlükle büyütülen, okutulup bir mevki sahibi yapılan evlatlar bir gün kendilerini “bir şey” sanmaya başlarlar. İşte vefasızlığın en ağır tokatı tam da o an iner ananın yüzüne. Annesinin helal kazancıyla, kısıtlı imkânlarla önlerine koyduğu her şeyi küçümsemeye başlarlar önce. Üstten bakan gözlerle süzüşler, sanki o imkânlar gökten zembille inmiş gibi rahatça harcamalar başlar.

​Siz evde helal lokmanızı yerken onları düşünürsünüz; onlarsa şık restoranlarda, ışıltılı masalarda gezerken akıllarına bile gelmezsiniz. Hayat onların hayatıdır artık ve siz o çok emek verdiğiniz yuvanın “dış kapısının mandalı” olmuşsunuzdur.

​En acısı da ilgisizlik değil, çifte standarttır.

​Yılların yükünü taşıyan dizleriniz ağrıyıp da yerden kalkarken ağzınızdan hafif bir “aman, of” sitemi dökülse; “Of anne yine mi ya!” denilerek başka odaya geçilir. Ama eşlerinin, sevgililerinin tırnağı kırılsa dünyaları başlarına yıkılır, oturup ağlarlar. Canınızı verdiğiniz evlatlar, sıra size gelince bir selamı, bir hal hatırı çok görür hâle gelir.

​Oysa onlara o terbiyeyi, o eğitimi, aile olmayı veren sizsinizdir. Ama ne hikmetse ilk fırsatta annesini kenara atmayı, hiçe saymayı pek çabuk öğrenirler. Ne yer, ne içer, nasıldır diye sormak akıllarına bile gelmez.

​Fakat hayatın şaşmaz bir terazisi vardır. Kimse bu dünyada yaşattığını yaşamadan, ektiğini biçmeden gitmez. Bugün annesinin nasırlı ellerini, bükülen belini görmezden gelenler; yarın kendileri de aynı yollardan geçecek, aynı soğuk duvarlara toslayacaklar.

​Annelik görevini alnının akıyla, en zor şartlarda tamamlayan o yürekli kadınlara sözüm şudur: Siz üzerinize düşeni yaptınız. Vicdanınız rahat, başınız dik olsun. Sizi bir kenara atanların körlüğü sizin değerinizi eksiltmez. Şimdi biraz da kendi sızınızı sarma, kendi canınıza kıymet verme vaktidir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

EVET BİZ ALAN TANIDIK

SİZ OLSANIZ NE YAPARDINIZ

Sevgi; sürekli kazanılması gereken, bir hizmet karşılığında lütfedilen bir değer olmamalıdır