Sevgi; sürekli kazanılması gereken, bir hizmet karşılığında lütfedilen bir değer olmamalıdır

Bazen insanın en çok nerede emniyette olması gerekir, en çok orada hırpalanır. 

Dünyanın tüm karmaşıklığından, sonsuz insanların acımasız denemelerinden kaçıp sığınacağımız yer evimiz olmalı, değil mi? 

Peki ya o yargıların kaynağı, tam da o evde oturuyorsa?


Uzun süre kendi anılarımın içinde bir hayalet gibi yaşıyorum. Anne ve arkadaşlarının koşullarında hiçbir zaman “olması gereken gibi” olmaması, sevgiyi ve kabulü ancak bir şartla elde edilebilirne inandırılmış biriyim:

 Kesintisiz bir koşuşturma.

Sürekli durma durmam gerekiyor. 

İstenecek bir sonraki hizmeti sürdürmek, dip köşe temizlik yapmak, bir dediklerini iki etmemek ve adeta evde bir “görevli” pozisyonlarda durmak zorundayım.

 Çünkü biliyorum ki, ritmi bir an bile bozarsam o tanıtıcı kabus başlayacak.


Sözlü sözler, dolu cümleler, ardından gelen o ağır, buz gibi sessizlik…


seçenekleriniz buna göre değişiklik gösterebilir “ev hali” ya da “ana baba tripleri” deyip yapılabilir.

 Ama o surat asmaların, o dışlanmışlık hissinin insan ruhunun nasıl yavaş yavaş kemirdiğini ancak yaşadığını bilir.

 Haklı olduğu bir konuda sesimi azıcık çıkarsam, yorgunluğumu dile getirsem anlık duruma döner.

 Bardağının neden taştığına bakılmıyor; benim nasıl tepki verilmesi üzerine odaklanılıp anında “kötü, saygısız evlat” ilan ediliyorum.

 Sonuçta gelen o dışlanmışlık hissi öyle ağır ki, bir süre sonra öfkeli bile duyamaz hale geliyorsunuz.

 Başkaları bana haksızlık ettiğinde bile tepki veremiyorum artık; çünkü ben hakkımı aramayı değil, genel olarak boyun eğmeyi öğrendim.

İşin en acı kısmını ne biliyor musun?

 Dışarıdaki insanların beni yargılayacağı korkusuyla yaşarken, aslında o insanları izlerken zihnimdeki ailelerin dağılmasından fark etmem oldu.

 Evde sürekli sınavdayken, dış dünyada da dev bir jüri sanmaya başlıyorsunuz.


Ama artık şunu yüksek sesle söylemek istiyorum:

 Ben bir ebeveynin ihtiyaçlarını karşılamak için dünyaya gelmiş bir robot değilim. 

Saygı ile göstermek kendi benliğini bir başkasının konforu için feda etmek aynı şey değil. 

Sevgi; Sürekli kazanılması gereken, bir hizmet karşılığında lütfedilen bir değer aralığı.

Bu yazıyor çünkü benim gibi kendi evinde sıkışıp kalmış, "hayır" demeyi suçlulukla karşılıklı olarak görüyor, bir güler yüzlü yüz uğruna seçimin çalan herkesin sesini duymak istiyorum.

 Yalancı bir huzur uğruna kendi gerçeğimizi feda etmeyi bıraktığımız gün, belki de gerçekten hayatta kalmamızz.


Çünkü bir insanın kendine borçlu olduğu en büyük saygı, ayrıntıların altında ezilmeyi reddetmesidir bu başkaları öz ailesi olsa bile.

Ne bir bedel ödenmeli sevgide,

Ne de bir hizmetin bedeli olmalı.

Sürekli kazan birleşecek zafer değil,

Kendiliğinden açan bir çiçek olmalı.

Koşullar sınırlama çekmeden,

"Hakettin" diyerek uzatılmasından,

Sadece var olduğun için, olduğun gibi,

Gölgesiz, hesapsız sunulmalı.

Pazarlık masasına oturmaz yürek,

Bir borç senetine sığmaz ki sevgi.

Ödül değil, yarışma değil bu hayat;

Sadece mağdurların içi sığınmaktır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

SİZ OLSANIZ NE YAPARDINIZ

Öyle işte

NE GARİPSİN DİMİ HAYAT