EVET BİZ ALAN TANIDIK
Biz nerede hata yaptık?
Bu soru, bugün ellili yaşlarını süren,
iki dünya arasında köprü olmaya çalışırken yorulan bir kuşağın ortak iç çekişi.
Bizim kuşağımız, disiplinin sert rüzgarlarıyla büyüdü.
Babasının bakışından "sofradan kalkması gerektiğini" anlayan, annesinin bir kaş hareketiyle edebini takınan, ebeveynine yaranmak, onların takdirini kazanmak için adeta çırpınan çocuklardık biz.
Sevgiyi bir ödül gibi, saygıyı ise bir yaşam biçimi olarak içselleştirmiştik.
Kendi evlatlarımızı kucağımıza aldığımızda bir yemin ettik:
"Bizim gördüğümüz o mesafeli otoriteyi onlar görmeyecek. Biz onları birer 'birey' olarak yetiştireceğiz."
Onlara alan tanıdık, seslerini yükseltmelerine izin verdik, fikirlerini sorduk, dünyayı ayaklarının altına serdik.
"Tabi ki seremedik çünkü onların gözü hep yüksekte idi"
Onları önemsedik, değer verdik, her adımlarında arkalarında bir dağ gibi durduk. Peki, sonuç ne oldu?
Birey Olsunlar Derken, Benliği Şişirdik
Bugün karşımızda, bizlerin o mahcup çabasının tam aksine; çabalamaya tenezzül etmeyen, uğraşmayı yük sayan, ebeveynini azarlamayı bir "hak arama" biçimi zanneden bir nesil var ya.
Biz "aman kırılmasınlar" dedikçe, onlar daha kırıcı olmayı seçtiler.
Biz onlara saygı duydukça, onlar saygıyı "modası geçmiş bir kavram" cahil düşünce olarak rafa kaldırdılar.
Sanki kendileri okuyunca şah oldular.
Herşeyi kusursuz bildiler ama saygıyı, değeri bilemediler.
Buradaki en büyük paradoks şu. Önemsenmeyen, ihmal edilen çocukların öfkesini anlamak kolaydır; bir yokluğun tepkisidir bu.
Ve onlar aileleri tarafindan yoksulluk ile büyümüş itip kakılmış, değer görmemiş, sevilmiş ama önemsenmeyen biri olmuş,
Ne aile ne akraba tarafından bir yere konulmamış, nede o ailenin bir bireyi olmuş. Belki uzak yaşamış kendi kendilerine okumuş bir şeyler başarmış, ego seviyelerini başardım diye yüksek tutmuş çocuklar.
Bunlar ayrı kavram onların kendilerine verilen hayatı beğenmedikleri için başkalarının hayatlarına müdahale etmeyi ve o hayatları karıştırmayı seven çocuklar.
Onlar sadece kendilerine mutluluk payı çıkartırlar.
Sen o tavrı anlayamadan karşındaki kişiye düşman birey oluvermişsindir bile.
Benim yoksa onunda olmasın derler ve bunuda sinsice güzellikle başarırlar.
Ancak her türlü imkanın ve sevginin içine doğan, el üstünde tutulan çocukların bu "saygısızlık zırhına" bürünmesi, modern zamanın en ağır pedagogik yenilgisidir.
Sahip oldukları onca şeyi verilerin değeri bir anda silip atarlar sadece yaptiklari hatanın bedeli ona kızmış olunan öfkelendigin anı aklında tutan, yeri geldiğinde de sanki hiç bir şey yapılmamış ona onca çaba sarf edilmemiş gibi yüzüne o anıyı vuran çocuklar yetiştirdik.
Anne yada babaya nefret besleyip başka boyuta taşımalarına göz yumduk. Çünkü onlara elinden geldiğince herşeyi verdik.
Emek Vermeden Sahip Olmanın Kibrini biz yaptık.
Bizler anne babamızın gözünde bir yer edinebilmek için çabalarken, karakterimiz o çabayla yoğruldu.
Sabretmeyi, beklemeyi ve hak etmeyi öğrendik. Şimdiki çocuklar ise hiçbir şeyi "hak etmek" zorunda kalmadılar.
Onlara sunulan o geniş özgürlük alanı, bir süre sonra sorumluluk duygusunu yuttu.
Bir çocuk, anne babasını azarlama cüretini kendinde buluyorsa, bu onun özgür ruhlu olmasından değil; sınırlarını bilmemesinden ve karşısındakinin emeğini kutsallaştıramamasından kaynaklanır.
Biz onlara "Siz her şeye değersiniz" dedik.
Onlar bunu, "Sizden başka hiçbir şey değerli değil" şeklinde anladılar.
Biz onlara
"Siz bir bireysiniz" dedik,
onlar bunu "Benim dışımdaki herkes bana hizmet etmekle yükümlü" olarak tercüme ettiler.
Sonuç ne biliyormusunuz
Yorgun Anne baba, Şikayetçi Evlat
Geldiğimiz noktada, çocuklarının kaşının gözüne bakan o fedakar kuşak, bugün çocuklarından bir "teşekkür" bile alamamanın burukluğunu yaşıyor.
Asla cabalamayan, hayatın zorluklarına göğüs germek yerine şikayet etmeyi seçen bu yeni nesil profilinde, maalesef bizim "fazla iyi niyetli" dokunuşlarımızın da payı var.
Belki de unuttuğumuz şuydu:
Bir çocuğa değer vermek, ona sınırsız bir alan açmak değil; o alanın içindeki sınırları, edebi ve emeğin kutsallığını öğretmekti.
Biz onlara kanat çırpmayı öğrettik ama konacakları dalın, o dalı tutan gövdenin (yani anne ve babanın) ne kadar kıymetli olduğunu söylemeyi ihmal ettik.
Anne babanın değersizleştirmelerini paspas niyetine kullanmalarını sadece izledik.
Sesimizi kestik üzülmesinler kırılmasınlar istedik.
İyi halt ettik.
Biz onlara her şeyi verdik de, "hürmet" denen o kadim duyguyu verirken ellerimiz titredi bilemedik.
Aleyna Irmak "boncukları"
Yorumlar
Yorum Gönder