SÖZ YOK
Okumayan yazıyor, bir konu üzerinde iki dakikadan fazla yazılan ama teknik hayatlar en ince ayrıntılarına kadar ezbere bilen o bilinen kalabalık...
Modern dünyanın en büyük tezatlarından karşı karşıyayız:
Bilgiye erişimin anında hiç olmadığı kadar kolay olduğu bir çağda, zihinsel tembelliğin ve yüzeyselliğin okuma deneyimini yaşamak.
Bir diziyi 500 defa izlemek, sürekli yeni bir şeyler satın almak ya da ekranda olmak amaçsızca parmaklarını kaydırmak...
Tüm bu davranışlar aslında tek bir amaca hizmet ediyor:
Zihni yormadan, emeksiz bir şekilde tatmin olmak.
Derinleşmek emek ister; bir kitap öğrenilebilir, bir fikir üretilebilir ya da dünyada olup bitenler üzerine kafa yormak zihinsel kas gerektirir. Oysa tüketmek zahmetsizdir.
Kendi iç dünyasını beslemeyen insan, kendi kendini ifade eden öznesi olmak yerine, değer veren bir gözlegen bir seyirciye dönüşür.
Kendi zihninde oluşan bir fikir, bir proje veya anlatacak özgün bir hikaye olmayan kimsenin tek sohbet malzemesi diğer insanlar kalır. "O ne yapmış, ne giymiş?" sarfiyat, bölmeleri silmek için kullanılan ucuz bir dolgu malzemesidir. Kendi hayatına dair tek bir özgün cümle kuramayan insan, ayrıntıların hayatı üzerinde yoğunlaşarak konuşarak var olmaya çalışır. Dedikodu ve nesne odaklı yaşam, üretilmeyen zihinlerin parçalarının temassızlıkları için sığındığı en kolay limandır.
Sadece alan, hiçbir uygulamanın; sadece tüketilen, hiç üretilmeyen bu dijital uyuşukluk hâli, yalnızca o kişinin değil, etrafındaki insanların da enerjisini sömürür. Yüzeyselliğin bu kadar yaygınlaştığı bir düzende; , öğrenmeyi ve zihni beslemeyi seçmek adeta bir direniş biçimidir.
Çünkü hayat; dedikodu yapacak, aynı şeyler tekrar tekrar izleyip orada kaybolacak kadar uzun değil.
Yorumlar
Yorum Gönder