GİZLİ KISKANÇLIK
Bazen bir takının üzerinizdeki duruşudur mesele, bazen masaya koyduğunuz o hiç bilinmeyen tarifin kokusu…
Bir bakarsınız, sizin tereddütsüzce seçip hayatınıza kattığınız o küçük nüanslar, kısa bir süre sonra etrafınızdaki insanların "harika buluşları" olarak arz-ı endam ediyor.
Üstelik en ufak bir referans verilmeden, sanki o fikir gökten sadece onların zihnine inmişçesine bir edayla...
İnsanlık tarihi taklitlerin tarihidir derler; doğru. Ancak taklit edilmek ile "fikir hırsızlığına" maruz kalmak arasındaki o ince çizgi, insanı derin bir yalnızlığa ve içten içe bir hayal kırıklığına iter.
Kendinize sorarsınız: Neden?
Cevap aslında düşündüğümüzden daha basit ama bir o kadar da derin:
Çünkü insanlar risk almayı sevmez, ama riski alanın elde ettiği ışıltıya bayılırlar.
Siz o garip şapkayı taktığınızda ya da o denenmemiş yemeği yaptığınızda aslında bir konfor alanını yıkarsınız.
Kendinize ait bir alan açarsınız.
Etrafınızdakiler ise sizin cesaretinizden doğan o estetiği görür, meşruiyetini onaylar ve kendi dünyalarına taşırlar.
Psikolojinin Kriptomnezi dediği o zihinsel yanılsamayla da bir süre sonra o fikrin gerçek sahibini unutup, kendi yaratıcılıkları sanırlar.
Bu bir yanıyla gizli bir hayranlık, diğer yanıyla gururun getirdiği örtülü bir kıskançlıktır.
Peki bu durumda ne yapmalı? Öfkelenip içinize mi kapanmalı, yoksa renklerinizi saklamalı mısınız?
Asla. Gölgeler ancak bir ışık kaynağı varsa var olabilir. Sizi kopyalayanlar, sadece sizin dün bıraktığınız izlerden yürüyebilirler; yarın nereye adım atacağınızı ise asla tahmin edemezler. Bırakın sizin geçmişinizle caka satsınlar. Unutmayın: Kaynak aksa da pınar aynı kalır, taklitler ise sadece asıllarını yaşatır.
Yorumlar
Yorum Gönder