BOŞ İNSANLAR

Hiçbir şeyin gelip gelmediğini bilmiyorum; 

Bir heyecanla, bir dertle ya da zihninizde günlerdir olgunlaştırdığınız bir fikirle bir şeyler yapmaya başlarsınız. 

Karşınızdaki kişi ise o esnada ya elindeki kayıtlıki büyütülmüş ya da göz merceksizce geziniyor.

 Sizi dinlemez, sözünüzü kaale almaz. 

Ama her şey garip yanı; aynı kişi, hakkında hiçbir şeyi kaçırmamış o mevzuya dair en keskin kayıtlardan vermekten, sizin hayatlarınız hakkında en cüretkar incelemeler yapılmamakta asla geri durmaz.

​Bu durum tek başına yeterince yıpratıcı ve hissizleştiriciyken, hikaye ne yazık ki genellikle burada bitmez. 

Aradan biraz zaman geçer ve bir de bakarsınız ki; zamanında sizi dinlemeyen, anlattıklarınızı küçümseyen ya da umursamaz tavırlar sergileyen o insan, tam olarak sizi kurduğunuz cümlelerle konuşuyor.

 Sizin benimsediğiniz tarzı giyiniyor, sizin fikrinizi kendi orijinal icadıymış gibi çevresine anlatıyor. 

Hatta bununla ilgili bilgilerip, sizden kopyaladığı o kimlikle dönen boyut Büyüklüğü tasmaya çalışıyor.

​Aslında bu süreç sürecinin arkasında derin bir yetersizlik hissinin ortaya çıkması. 

Kendi özgün özelliklerini, tarzını veya düşünce dünyasını inşa edememiş bireyleri, toplumun beğenisini gören veya farklı yaratıcı kişileri gizli bir hayranlıkla izlerler. 

Ancak bu mucizenin devam eden hazımsızlığa ve değişime devam ettiği görülüyor. 

Çareyi, o kişinin hal ve hareketlerini, konuşma üslubunu veya yaşam tarzını kopyala-yapıştır yöntemiyle kendi hayatlarına aktarmakta bulurlar. 

Sizi dinlerken gözlerinin dışarıda olması da bundandır;

 Zihinleri sizi anlayamıyor, sizden neyi alıp kendi vitrinlerine koyabileceklerine odaklanmıştır.

Trajikomik perde ise yedekleme aşamasından sonra açılır. 

Başkasının katkısını, karakteristik ya da tarzını çalışan bu kişiler, bir süre sonra bunu ilk defa kendilerinin akıllı sahibi olmuş gibi büyük bir böbürlenmeyle sergilemeye başlarlar. zenginlik, kopyaladıkları ana kaynağa yani boyu karşı bir rekabet ve üstünlük malzemelerini haline getirirler. 

Bu aşırı caka satma ve Üstünlük çabası, aslında derin bir ifşa olma korkusunun sürdürüleceği vurumdur. 

Sesi ne kadar yüksek çıkarsa, kopyacı kimliklerinin o kadar gizleneceğini sanırlar; taklitlerin gerçeği yüzlerine vurulmasın diye önden gerçekleşirler.

Hayatta bu ürünler insanlar varsa, yapılması gereken en büyük mücadelelerle bir şeyleri kanıtlamaya çalışmaktır. 

Çünkü bir kopyacıya "Bunu ben gördüm" demek, ona aradığım ilgiyi ve çatışma zeminini vermekten başka işe yaramaz. 

Bir eserin orijinali ile kopyası arasındaki fark her zaman ortaya çıkar. 

Sizin o fikriniz, o tarza veya o olgunluğa ulaşırken ödediğiniz bedel, yaşadığınız deneyim sizin içsel hazinenizdir ve kimse onu çalmaz. Bunlar sadece yüzeysel bir kabuğu taklit edebilirler.

​Sizi dinlemeyen insanları cümlelerinizi harcamayın.

 Sizi taklit edip ayrıcalık taslayanlara sadece yürüyorp geçiniyor.

 Çünkü bir insanın başkasının hayatını yaşayarak ancak onun gölgesi olabilir. 

Ve gölge ne kadar uzarsa uzasın, asla ışığın kendisi olamaz.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Öyle işte

EVET BİZ ALAN TANIDIK

SİZ OLSANIZ NE YAPARDINIZ