BEN GALİBA YANLIŞ YAPTIM
Ben bu hayatta hiç kimsenin bir şeyini istemedim.
Tek bir derdim, tek bir gayem vardı:
Çocuklarımı minnet yaparak büyütmekten, onları büyütmek.
Hiç kimseye minnet etmemeleri.
Hiçbirinin eksik kalmasın diye, sürekli fedakarlık yapan hep ben oldum. Kendim için bir gün bile bir dilekte bulunmadım, kendime bir şey almadım.
Başkalarının "eskilerini, atıklarını doğal olarak" derneklerden ordan buradan kıyafetlerini, belki bir ölünün belki bir hastanın, kötü demedim diye düşünmedim.
Çocuklarım için , onlara yeni kıyafet alabileceğim para kalsın diye sanki yeniymiş gibi ben giydim.
Hala da giyen benim.
Delik deşik olmuş iç çamaşırlarımı gören kardeşimin bana eski giymediklerini verince dışarıda sevinçle hıçkırarak ağladım; çünkü artık bir yerim gözükmeyecek, utanmayacaktım...
Ben hep kendimden verdim, hep feda ettim.
Kocamın ölmeden önce ona heba yaptığı ömrümü,
Ona çalıştım, adam olsun istedim. o öldükten sonra da çocuklarıma...
Aldığım emekli maaşının henüz yetmeyeceği, geçimin zor olduğu bir zamandaydım.
Bir yanda henüz birkaç aylıkken babasız kalan ; ailele akraba, ilişkilerini, sevmesini, hatta kızmasını bile hiç bilmeyen bir çocuk...
Sokakta babasının elini tutmuş akranlarına gıpta ile bakan, o sevgiden yoksun büyüyen bir evladı yetim hissettirmeden yetiştirmenin zorluğunu zaten anlatamam.
Diğer iki çocuğunun babalarıyla büyümesi bir yana, onların gözlerinden akan ona damlaya ciğerimi verdim. Yüzlerine gözlerine baktıkça eridim.
Babasını hiç tanımamış bir çocuğunu büyütmek ne demek, bunu ancak derinden yaşamak bilir.
Asıl sorumluluk uyumu tek başına terbiye kabiliyeti asıl önemli olan oydu.
İlkokulun kapısına sabah gidip öğlen alırdım, tam beş saat beklerdim; onu teneffüste beni görsün diye.
Görsün ki, başkası çağırınca sevgiye maruz kalmasın çağıran kişinin elinden tutup gitmesin diye.
Ben onu sevgi dolu büyüttüm, hainlik yok öfke yok , kötülüğü bilmedi, kavga görmedi.
İşte bu yüzden kim "gel seni seveyim" dese koşup gidiyor diye ödüm kopuyordu.
Çocuğumu kandırırlar, endişesiyle bütün yıl okulunun kapısında karda, kışın, yağmurda, soğukta, sıcakta oturdum.
Sonra daha yakın olayım diye okul aile birliğine katıldım, ve sürekli yanında kaldım.
Tabii bunu keyiften sürdürüp zannedip küçümseyenler, eleştirenler oldu.
Çünkü onu çok önemsiyordum ve bu durumda onlara bakıyordum.
Hemen dedikodu yapmışlar;
"Bak, diğerlerine bakmadı, bunu daha çok yaptım" oldum.
Ama ben kendimden emindim ve doğru olanı uyguluyorum.
İlkokul bitmeden onu korusun, kafam rahat etsin diye devlet okulundan alıp koleje verdim.
Bunun için daha çok uykusuz kalmam, daha çok çalışmam lazımdı; öyle de yaptım.
Geceleri uyumuyor, çalışıyor, hep çalışıyorum. Ama arkamdan "akşama kadar televizyonun başında zaman geçiriyor " diye konuştukları duyuyordum. "Allah" diyordum içimden,
"Allah her şeyi gör."
Ben bu hayatta hem eşimi, hem işimi, hem de tüm servetimi kaybettim.
Zaten elimde olanları bile, kendimin kim olduğunu, kadın oluşumu varlığımı bile unuttum.
Öylesine büyük, açık büyük acılardı ki benimkiler...
Unutmak istiyordum, ben de durmaksızın çalıştım.
Minicik bir yaşında çocuğuyla gündüzleri pazarda tezgahta, akşamları emniyet müdürü ne asistanlık yaptım.
Çocuklara baktım, dükkânda bekledim, hizmetçilik yaptım, inşaatlarda temizliğe gittim.
Yeri geldi tatile gittim ama orada bile tezgah; makarna, börek, hamur sattım.
Gece uyumadım; kendime bir nefeslik alan yaratıp şiirler, şarkı sözleri, hikayeler yazdım.
Ben hep savaştım.
Hiç nefes almadım.
Çocuklarım minnet etmesin, iyi yaşasınlar, güzel yerlerde olsunlar, moralleri bozuk olmasın diye her şeyi yaptım.
Onlara "alan" tanıdım, onları her şeyden çok önemsedim, başlarını asla yere eğdirmedim. Yürümeyi unuttum, hep koştum...
Ama ne oldu? Dostundan çok düşmanım vardı ve en büyük darbeyi ya da vuruşu yaptı.
İki ağzı bozuk, üç beş kendini bilmez hadsiz geldi ve benim o göz nuruyla, tırnaklarımla ayakta durmak için çabaladığım.
Çocuklarımın aralarına fitne sokmaya çalıştılar ve ne yazık ki başardılar da.
Benim bu hayatta hiç emeğimin olmadığını, onları asla önemsemediğimi söylediler; değer verdiğimi, yanlarında durmadığımı daha bir sürü şeyleri açtılar ağızlarını, susmadan anlattılar.
Benim çocuklarım da gidip bunlara inandı. İnanırlar...
Çünkü büyük adam da olsalar, yakını ise inanıyorlar; benim gözümde hala çocuklar.
Ama Allah biliyor ya, benim çocuklarım dan vurdular.
Onların yüzünden canımı yaktılar, beni çok üzdüler. İlahi adalete sığınıyorum;
"Allah'ım da onları aynı yerden, aynı acıdan sınasın."
Canım yanıyor mu? Çok...
Canımı yakanların canı yansın mı? Çok...
Hiç bitmeyen bir acı gizlice ki...
Dışarıdan konuşanların, televizyon karşısında oturduğumu zannedenlerin ya da bugün çocukların aklını bulandıranların ne anlatılanların hiçbir önemi yok.
Çünkü onlar benim geceleri hangi gözyaşlarıyla temizlemeyi ya da eski kıyafetlerini giydiğimi bilmediler.
Bilmezler bilemezler.
Onlar, çocuklarımın biri bile yetimlik hissetmesin diye yüreğine gömdüğüm o sahtekar gülümsemeyi taktığım maskeyi görmediler.
Ama...
Ama işte. "Allah her şeyi görüyor."
En büyük duam belkide bedduam.
Kim bilebilir
Benim şahidim vicdanım, geçmişim ve o çocukların bugün bulundukları güzel noktalar, yerler, başarıları ve saygınlıkları, kaliteleri...
Allah'ım sen çok ama çok büyüksün.
"Herkes kalbinin ekmeğini yesin".
Aleyna Irmak
Yorumlar
Yorum Gönder