ALEYNA IRMAK

 

Hayat bazen seni bir yolun ortasında tek başına bırakıveriyor ve eline sadece bir seçenek veriyor: 

Ne olursa olsun ayakta kalmak. Benim hikayem de tam olarak böyle bir anda başladı.

 Kendi ayaklarımın üzerinde durmam, çocuklarıma hem bir çatı hem de güvenli bir gelecek yaratmam gerektiğini anladığım o ilk gün, zihnimdeki bütün romantik cümlelerin sesi kesildi. 

O andan itibaren aklımın ucundan bile geçmedi aşk.

​Hani derler ya "kalbi taşa döndü" diye, hayır, hiç de öyle değil. 

Mesele sevmeyi unutmak ya da kalbi kapatmak değilmiş aslında. 

İnsan bir yandan geçim derdinin, hayatın o sert yüzünün karşısında dimdik durmaya çalışırken; diğer yandan evlatlarının gözünün içine bakıp onlara fırtınada sığınacak bir liman olmaya çalışınca, dünya başka bir renge bürünüyor. Böyle bir mücadelenin içindeyken aşka zaman ayırmak, hatta onu düşünmek bile insana neredeyse bir lüks gibi geliyor. 

Kalbim boş değildi ki benim; aksine çocuklarıma duyduğum o devasa, korumacı sevgiyle dolup taşıyordu. 

Kendimi, kendi yalnızlığımı ya da duygusal ihtiyaçlarımı düşünmeyi çoktan askıya almıştım.

​Bazen sokakta el ele tutuşan insanları gördüğümde ya da süslü aşk cümleleri duyduğumda, bu duyguya ne kadar yabancılaştığımı fark ediyorum. 

Ama hiç kızmıyorum kendime.

 Bu benim eksikliğim değil; çocuklarım için, kendim için verdiğim o büyük mücadelenin ve gücün bir kanıtı. 

Hayat bana pembe panjurlu bir aşk hikayesi sunmadı belki ama beni çok güçlü bir kadına, bir savaşçıya dönüştürdü.

​Şimdi geriye dönüp baktığımda anlıyorum; 

aşk belki aklımın ucundan bile geçmedi ama çocuklarımın bana sımsıkı sarıldığı her an, vazgeçtiğim her şeyin ve verdiğim tüm mücadelenin en güzel karşılığı oldu.

 Romantik bir roman yazmıyorum belki şu hayatta, ama çocuklarımla birlikte gururlu, dimdik ve dimdik ayakta duran çok gerçek bir hayat yazıyorum.

Kardeşlerim, ailem...

 Allah var, en zor zamanlarımda bir an olsun elimi bırakmadılar. 

Benimle az ağlamadılar, benimle az gülmediler. Hakkı ödenmez bir çatının altındayım onlarla, biliyorum. 

Ama dünya ne yazık ki sadece aile evinin sıcaklığından ibaret değilmiş.

Gün batıp akşam olduğunda hayatın o sert ve yalın gerçeği vuruyor yüzüme. 

Onların da birer evi, eşleri, çocukları ve kendi telaşları var. 

Bana ayırdıkları zaman bir yere kadar, bir noktadan sonra herkes kendi dünyasına çekilmek zorunda.

 Annemle babam bile akşam olunca birbirlerine yoldaş olup aynı odaya çekiliyor. 

Ben ise günün sonunda kendi kapımı kapatıp buz gibi sessiz duvarlarla baş başa kalıyorum.

İşte en çok o an canı yanıyor insanın.

 Etrafın ne kadar kalabalık olursa olsun, gece yastığa başını koyduğunda seni sarıp sarmalayacak,

 "Ben buradayım" diyecek bir nefesin eksikliği duvarlardan sızıp içine doluyor. 

Ailenin sevgisi merhem oluyor belki ama insanın bir sevdiğinin koynunda, o güvenli sıcaklıkta günü bitirmesinin yerini tutmuyor. Kalabalıklar içinde yalnız kalmak dedikleri şey tam olarak bu sanırım. 

Gün boyu güçlü duruyorsun, gülümsüyorsun, ayaktasın... 

Ama akşam olup herkes kendi yuvasına çekildiğinde, o soğuk duvarların sessizliği insanın yüzüne tek bir şeyi fısıldıyor: 

Ne kadar sevilirsen sevil, geceleri tek başınasın

Geçen gün durup düşündüm. 

Hani o yıllardır sırtımda taşıdığım, gururla göğsümü kabartan o ağır zırh var ya... 

Bir an olsun çıkarmayı denedim zihnimde. Ve ilk defa kendime karşı bu kadar dürüst oldum. 

Keşke... 

Keşke o günlerde, o koşturmacanın ve ayakta kalma kavgasının arasında aşkı da kucaklayabilseydim.

 Keşke 

"Ben de varım, benim de bir kalbim var" deyip kendime biraz olsun zaman ayırabilseydim.

Bunca yıl her şeyi evlatlarım için yaptım, her fedakarlığı gözümü kırpmadan göze aldım. Ama insan bazen durduğu o tepeden aşağı bakınca soruyor kendine: 

Ne bileyim, belki bir buket sarı gülün getirdiği o sebepsiz sevinci ben de yaşayabilirdim. 

Belki çocuklarımın büyürken gözden kaçırdığı, bana vermeyi akıl edemediği o değeri, o şefkati hayatıma giren biri verirdi. Belki bir kadının sadece "kadın" olduğu için sevilmesinin, elinin tutulmasının o çocuksu mutluluğunu ben de hak ediyordum.

Bazen "Belki de çok daha iyi olurdu" diye geçiyor içimden. 

Hayat sadece savaşmaktan, faturaları ödemekten, başkalarının geleceğini inşa etmekten ibaret olmamalıydı.

 İçimdeki o çocuk, bir köşede unutulmuş gibi hissediyor şimdi. 

Hayatı boyunca herkesin kahramanı olmuş ama kimsenin 

"Sen nasılsın?" diye sormadığı o kadın olarak kalmak, meğer ne çok yormuş beni.

Belki tren kaçtı, belki geç kaldım, belki de hala bir yerlerde bir sarı gül buketinin kokusu saklıdır benim için... 

Ama bugün ilk defa utanmadan, çekinmeden söylüyorum: 

Keşke ben de sadece bir savaşçı değil, sevilen ve mutlu bir kadın olabilseydim.

Aleyna Irmak

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Öyle işte

EVET BİZ ALAN TANIDIK

SİZ OLSANIZ NE YAPARDINIZ